Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Ocak 2023

İnsan

Kitaba Yolculuk (2)

Orhan Aksoy

Paylaş

1

0


Okumanın ve yazmanın dünyasına ait hazlar da vardır. Yalnızlık ve sabır gerektiren bu dünyaya girmek kolay değildir ama girenlerin çıkması da mümkün değildir. Bu dünyada duyumsanan şeyler ruha ait olsalar gerek ve insanın ruhuyla temas ettiği şeylerden duyduğu haz, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. 

Dedem Hacı Halil, konuştuğu zaman, onu dinleyenler sağırmışçasına, bağıra çağıra konuşan biriydi. Annem ile babam ise telefonda konuştuklarında, sanki karşı dağdaki birine seslenir gibi, bağırarak konuşurlardı. Ben de genelde yüksek sesle meramımı anlatmaya çalışan biriyim ve çoğunlukla sesimi yükselttiğimin farkına bile varmam. Şu anda yazarken bile coşkun bir ses tonuyla yazıyorum. Belki de sesleniş biraz da haykırış gerektirmektedir. Ailemden bana miras kalan bu özellik, en çok da telefonda, mahrem şeyeler konuştuğumda başıma iş açabiliyor. Allah’tan bu yönümün farkında olduğum için rahat rahat sesimi yükseltebileceğim bir yer seçerek konuşuyorum. Sanırım kırsal hayatın insanları, yüksek sesle konuşma eğilimindeler. Çünkü şehirlerde öfkeli tiplerin bile sakin bir üslupla meramlarını anlatmaya çalıştıklarını gördüm. Belki de büyük şehirler, insanları öyle sindiriyordur ki, sesleri bile kısık çıkar oluyor...

Yazarlar sayfalara haykırarak yazmış olsalar gerek. Çünkü onlar, boş kuyulara seslenen budalalar gibi olduklarının farkındadırlar. Ömürlerini yeni keşiflere adamış olan bu insanlar yaşadıkları dönemde anlaşılamamış, dinlenilmemiş kişilerdir. Onlar da boş sayfalara haykırmış durmuşlardır. Goethe gibi bir dahi bile yazdığı bazı şeylerin ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet etmiştir. Nedeni ise yanlış anlaşılacağını bildiği için gereksiz tartışmalara girmek istememesi olmuştur.

Her kitap, yazarın anlam arayışı nedeniyle kendisiyle yaptığı monologlardır. Ben de hayatım boyunca kitaplarda anlam arayışı içinde oldum. Her ne kadar yazılan her kitabın yazılmaya değer olduğunu kabul etmesem de kitaplar, diğer eserlerden daha kutsal ve daha anlamlı nesnelerdir.

İnsan hayatı, fayda zarar ekseninde dönüp dururken, her şeyde faydalar olduğu kadar zararlar olduğunu da kabul etmek gerekir. Su, bitkiler için elzem ve faydalıdır ama gereğinden çok su, bitkinin yaşamına son verebilir. Ya da birine faydalı olan başkası için zehir bile olabilir. Koalalar, okaliptüs yapraklarını iştahla ve severek tüketirler ama bu yapraklar, başka canlılar için sadece zehirdir.

Kitaplar dünyasında da faydalı şeyler olduğu kadar, zehir zıkkım olan şeyler de çoktur. Erdal Öz’ün ‘Odalarda’ isimli kitabını okuduğumda hayatımın en kötü deneyimlerinden birini yaşadığımı söyleyebilirim. Yine Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notlar’ isimli kitabını okuduktan sonra aylarca kitap okuyamadığımı itiraf etmeliyim. Ancak yaşadığım en kötü facialardan biri ‘Kâbusname’ isimli kitap olup, Keykavus Bin İskender tarafından kaleme alınmış bir eserdir! Bu kitabı lise yıllarında okumuştum. Zannımca, dönemin hükümdarına nasihatler etmek için yazılmıştı ama benim hayatımda olumsuz etkileri olmuştu. Önceleri kitapta anlatılanları mantıklı bulmuş olsam da yıllar sonra bu tür kitapların şarlatanlıktan başka bir şey olmadığını anladım.

Gerçi kitap tasnifine girişmek için daha çok erken, ilerleyen bölümlerde belki bu konuya dönerim. Ancak kitapların, hitap oldukları da bir gerçektir.  Yazılış amacı ne olursa olsun kitabın asli unsurlarından en önemlisi hitap olmalarıdır. Kimisi Beyandır; kimisi Beyyine. Herhangi bir durumu arz etmek için yazıldığında Beyan, ama bir şeyler ispatlamak ya da bilim öğretmek için yazıldığında Beyyine(delil) olurlar.

Ben, erken yaşlarda kitapların hitabını işitmiş ve yönelmiştim. Kitapların ayrıcalıklı bir dünya olduğunu anlamıştım ama görünen o ki, bu ayrıcalıklı dünyanın kapısı herkese açılmıyordu. Hatta çoğunluk, kitap okumayı, vakit kaybı olarak görüyordu.  Üniversitedeyken tanıştığım edebiyat öğrencilerinin dört yılda dört kitap okumadıklarına şahit olmuş biri olarak, toplumun genelinin okuma eğiliminde olmadıklarını söyleyebilirim.

Toplumun genel bir anlayış biçimi vardır. Zevkler ve kederler toplum tarafından aslında bilinir. Güzel ve lezzetli yemekler toplumun neredeyse tamamı için aynı zevktir ama açlık zevkini tatmak herkese nasip olan bir şey değil.  İşte böyle aykırı durumlar vardır ki, bunlar toplumun geneli tarafından anlaşılamaz. Cinsel haz, belki de dünyadaki en büyük hazlardan biridir ve birçok insan, farklı partnerlerle bu hazzı yaşamak ister ama öyleleri de vardır ki, bedenini ve ruhunu tek bir eşe, velev ki kavuşamasalar da, adayabilir. Sanırım böyleleri için sadakatten duydukları haz cinsel hazın çok ötesinde bir hazdır.

Okumanın ve yazmanın dünyasına ait hazlar da vardır. Yalnızlık ve sabır gerektiren bu dünyaya girmek kolay değildir ama girenlerin çıkması da mümkün değildir. Bu dünyada duyumsanan şeyler ruha ait olsalar gerek ve insanın ruhuyla temas ettiği şeylerden duyduğu haz, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. 

‘’Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleriyle dolu! Bu ulular bezmine katılmanın tek yolu, liyakat. Mabede bayağılar giremez. Diriler naziktir, ölümsüzler titiz.’’ (Bu Ülke/ Cemil Meriç)

Cemil Meriç, gitgide gözlerinin ışığını kaybediyordu. Bulduğu çözümse, tavan lambasına daha yakın olmak için, sandalyesini masasının üzerine çıkarıp lambaya yakın oturmaktı. Gözlerini kaybederek bu hayata veda etti ama haykırışlarıyla dolu kitaplar kaldı ondan.  Ölümsüzler, onu mabede çağırdıklarında, davete icabet etmemek olmaz demiş olsa gerek ve o, BU ÜLKE’nin yetiştirdiği bir ölümsüz olarak mabede katılmıştır…

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024