Samuray dediklerine bakmayın siz. Ne kendisi Japondur ne de eline kılıç, pala almışlığı vardır. Gözlerinin hafiften çekik oluşu, bir de yüzünün solgunluğundandır bu yakıştırma. Dolduruşa gelip Korutürk Fahri’yi vurmuşluğu vardır evet. Bununla ilgili de çeşitli rivayetler dolanır sağda solda; kimi, ortak oldukları altılı kuponu kazandı da parayı bölüşemediler diyor, kimi de Korutürk Fahri’nin Samuray’ın karısının etrafında dolandığı. Karı da az buçuk fingirdek gibi ama boş verin, orası ince mevzu. Bildiğimiz, Korutürk Fahri’nin kocaman göbeğindeki bıçakla hastaneye yetiştirilmiş olup kurtarıldığı ama davadan bir türlü vazgeçmemesi sonucunda da Samuray’ın bifiil on yıl mahpusta yatmış olduğu.
Yattığı on yıldan sonra da gelip bu kahvehanede yatıp kalkmaya başlaması. Gündüzleri ocakta, ortalıkta, geceleri iki masa birleştirip üstünde… Mahpusluk kişiyi adam eder belliyorduk ama bu çıktıktan sonra iyice cozuttu. Gerçi, karısı bu daha mahpustayken yüz çevirip boşadı. Süslenip, püslenip çarşılarda orda burda dolanır oldu. Samuray bu duruma çok kahırlandı. Kahırlanmanın neticesinde de tansiyon vurup solunu çökertti. Yampiri yampiri yürümesi ondan. Çoluk çocuk desen hiçbiri babayı iplemedi. Eve de sokmadılar üstelik. Ee öyle olunca cozutmasın da ne etsin?
Sabahtan kalkıyor, elini yüzünü yıkamadan ocağı yakıyor, yerleri öyle üstten üstten süpürüp ilk sigarasını, çat! Sonra da patronu Köylü Mithat’ı bekliyor. Gelsin de tulum peyniriyle tırnaklı pide getirsin. Getirsin de zıkkımlansınlar. Öğlen de tavuk döner. Çekilecek çile değil hani. Karın tokluğuna.
İşte ilk müşteri de giriyor içeri. Biti kadar sevmez geleni. Samuray ne kadar pisse, Palamut Sami o kadar titiz. Titizliğini o kadar dert etmiyor aslında. Azcık yolunu buldursa, idare ediverecek. Yok, herifçioğlu hem titiz hem de nekes. O yüzden ifrit oluyor. Sonra da diğerleri sökün ediyor. Yampiri yampiri koşturarak her yere yetişmeye çalışıyor.
Mahallenin çokbilmişlerinin dediğine göre, mahpusa düşmeden önce Ulus Parkı’nın tuvaletini çalıştırırmış. Para gani olurmuş cebinde. Anlatanların yalancısıyım, tuvalette iş tutan ucuzcu orospulardan ve de nonoşlardan yüzde alırmış. Günahı, anlatanların boyunlarına. Her akşam evde rakı masası, karıya kızana günün modasınca üst baş, mahalleliye caka. Ana babası durumdan haberdar olunca, reddetmişler bunu. “O dümbük bu eve ayak basmasın” diye de haber salmışlar. Ona sorsan ağzının çarpık tarafıyla, “İftira güzel abim” deyip duruyor.
Kahvehaneye belediye işçileri, emekliler, işsiz güçsüzler ve de avare esnaflar doldukça, eli ayağına dolanıyor. Gözü sürekli kapıda. Patron gelsin de iş yükünü az da olsa üzerinden alsın diye. Esnafa, az çok paralı bildiklerine saygıda kusur etmiyor. Emekliye, işsize, nekese yüz yok. Emeklilerin masayı görmezden geliyor. Hoşkin kâğıdını da çayı da geciktiriyor. Aldıyürüdü Mahmut’la takışıyorlar. Yolamayacağı kuşa darı atmıyor.
Bazı bazı büyük oğlan motosikletiyle geçiyor kahvenin önünden. Uzun uzun bakıyor oğlana. Gel diyemiyor, otur bir çay iç diyemiyor. Öyle bakıyor. Ötekisi de hiç oralı değil. Oğlanın aklında kim bilir neler var. Belli ki dalıp dalıp çıkıyor Samuray. Kimseyi duymuyor, görmüyor. Elinde boş bardaklarla öylece dikeliyor. Arada eski karısı da geçiyor, küçük kızı da. Süslenip, püslenmiş minibüs durağına gidiyorlar. O vakit çarpık ağzı daha bir çarpılıyor, sağı solu titriyor. Bir şey diyecek olsa nefesi tıkanıyor, göğsünde tonla kaya. Demiyor. Dönüp ocağa sığınıyor.
Bizim Samuray ufak tefek, çok çok kırk beş kilo çeker. Afrasına tafrasına kulak asmıyor kimse. Kendi çalıp kendi söylüyor. Kimse adamdan saymıyor onu. Adam vurmuş, mahpus yatmış, kimsenin umuru değil. Bir çay söyleyecekleri zaman, bir de ganyana yollayacakları zaman hatırlıyorlar. Öğlenleri emekliler ve işsizler evlere yemek molasına çıktıklarında, bardakları hoppadanak çalkalayıp, oturuyor bültenin başına. Parasını yeniden gani edecek, kararlı. Ama işte kör talih. Olduramıyor bir türlü.
Gözü hep kapıda, yağlıyı gözünden tanıyor. Görür görmez yampiri yampiri adama yanaşıyor. Sağ cebinde buruşuk kirli bir reçete, fi tarihinden kalma. Sokuyor adamın gözüne. Haline tavrına süzgün bir hava katıp, boynunu da soluna yıkıp. Çok hastayım diyor, doktor, ilaç. Verirse ne ala, vermezse başka yağlı gözetecek. Canın sağ olsun deyip çekiliyor. Aldığı yevmiye, anca sigarasına bir de akşam yemeğine... Sigaraya, ganyana yolladıklarında üç beş kuruş verirler diye hep bozuk getiriyor paranın üstünü. Kumarcıları çok seviyor, onlara herkesten farklı davranıyor. Hem manodan kırpıyor, hem de üten birkaç kuruş atıyor. Kumarcılar olunca gece yarılarına kadar oyalanacak şeyi oluyor hem. Yalnızken çok sıkılıyor.
Saati geldiğinde, ganyanla kahve arasında mekik dokuyor. Gözü o an hiç kimseyi görmüyor. Elinde yazboza sıralanmış rakamlar, ayağını sürüye sürüye koşturuyor. Kendi kuponu da arka cepte. Yarış başladığında televizyonun önüne koşup kumandayı en önce kapıyor. Son ses veriyor televizyona. Yampiriliğini, tansiyonunu unutup herkesten çok bağırıyor. Kazanırsa, ilk iş, ev tutacak kendisine. Bir de üst baş, dökülüyor üstündekiler.
Günlerden bir gün ganyan dönüşü büyük oğlanla birbirlerine giriyorlar. Oğlan, “Bizi rezil ediyorsun, siktir git bu mahalleden” deyince, bizimki ağzından tükürükler saça saça bağırıp küfretmeye başlıyor. Oğlan, baba ata demeden okkalı bir kafa... Mahalleli, esnaf zor alıyorlar elinden. Üstü başı yırtık pırtık, burnundan akan kanla dönüyor kahveye. Acıyıp cebine para koyanlar oluyor. Olayın üstünden yarım saat geçmiyor ki, daha alengirli bir kupon yapıp ganyandan taraf koşturuyor.
Dedik ya nekesleri sevmiyor diye, en gıcık aldığı bir başka takım da otlakçılar. Çay ve sigara otlananlara düşmanca bakıyor. Dudakları kıpır kıpır. Bir mekâna tek dilenci kafi der gibi. Palamut Sami’den sonra en sevmediği kişi, Hataylı. Hataylı, arsız, yüzsüz. Simitçiden simit, masalarda yancılıktan çay, oyunculardan sigara. Kendi sigarası hep çorap içinde. Arada sidik yarıştırıyorlar. Hataylı’da yatmış on yıl. O öldürmecesine vurmuş bıçağı, öldürmüş de öpöz babasını.
Kendine yakın bulduklarının kulağına eğilip, “Hele şu kupon bir tutsun, benim de günüm gelecek” deyip duruyor. Söylediğine köpekler gibi sadık. Vazgeçmiyor ummaktan. Kararlı. O kupon bir gün tutacak.
Bütün günü koşuşturmakla, ummakla, hayatı boyunca yaptığı hatalara hayıflanmakla geçiyor Samuray’ın.
Son oyuncularda gittikten sonra kahve sessizliğe bürünüyor. Köylü Mithat, günün hasılatını sayarken bakmadan konuşuyor. “Yevmiye ocaktaki rafta, ortalığı sil süpür, uyu” deyip, çıkıyor.
Samuray, sabahtan beri sabun yüzü görmemiş bardakları üstünkörü çalkaladıktan sonra, ellerini kirden rengi atmış havluya kuruluyor. Yevmiyesini alıp çenesine sürtüyor. İki masayı birleştirip, tiftiklenmiş, kirli battaniyesini üzerine örterken, “Bir gün benim de günüm gelecek, mutlaka gelecek!” diye sayıklayıp, hemencecik uykuya dalıyor.






