Sosya Medya Ruh Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?
6 Mayıs 2018 Bilim Teknoloji Hayat İnsan

Sosya Medya Ruh Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?


Twitter'da Paylaş
0

“Uzun zamandır dijital cihazlara aşırı bağımlı olan insanların onları kullanmayı bıraktığında endişe problemleri geliştirdiklerini biliyorduk, ancak şimdi bu fizyolojik etkilerin gerçekten vücut işlevlerinde değişime sebep olduğunu da görebiliyoruz.”
Sağlık uzmanları, oturmanın sağlığa en az sigara içmek kadar zararlı olduğunu söylemeyi çok sever. Oturmanın ne kadar çok hastalığa yol açtığı ve her yıl kaç insanın ölümüne sebep olduğu göz önünde bulundurulursa, aslında oturmak sağlığınıza verebileceğiniz en kötü zararlardan biri. Ancak otururken genelde yaptığımız şey de bir o kadar endişe uyandırıcı: Birkaç dakika (ya da belki birkaç saat) boş zamanımız olduğu anda boş bir akılla sosyal medya hesaplarımıza göz gezdirmek. Ve içgüdülerimizin de, yapılan sayısız araştırmanın da söylediği gibi bu alışkanlık, kolektif psikolojimize çok iyi gelmiyor. Amerikan Pediatri Akademisi, sosyal medyanın çocuklar ve gençler üzerinde oluşturabileceği sanal kabadayılık ve “Facebook depresyonu” gibi olumsuz etkiler hakkında uyarılarda bulunmuştu. Ancak aynı riskler başka jenerasyonlar için, yetişkinler için de geçerli olabilir. Aşağıda sosyal medyanın akıl sağlığına çok da iyi gelmediğini, hatta hasara sebep olabileceğini gösteren bazı araştırmaların özeti bulunuyor.

Bağımlılık yapıcı

Sosyal medya bağımlılığı bir yana, uzmanlar henüz internet bağımlılığının bile gerçek olup olmadığı hakkında hemfikir olmasa da, ikisinin de gerçek olabileceğini destekleyen pek çok kanıt var. Nottingham Trent Üniversitesi’nde yapılan bir araştırması, psikolojik karakter, kişilik ve sosyal medya kullanımı hakkında yapılmış olan eski deneylerin üzerinden geçti. Yazarların ulaştığı sonuç ise şu: “Özellikle de Facebook bağımlılığından bahsetmek mümkün, çünkü kişisel hayatı ihmal etme, zihin meşguliyeti, gerçeklerden kaçma, sakinleştirici etkilere sebep olma, tolerans geliştirme ve bağımlılığı gizleme gibi bazı bağımlılık göstergeleri, sosyal medyayı çok fazla kullanan insanlarda bulunabiliyor." (Yazarlar aynı zamanda insanları aşırı sosyal medya kullanımına teşvik eden özelliklerin kişiye göre değiştiğini de söylüyor. Mesela içe dönük, dışa dönük veya narsist özellikler gösteren insanlar sosyal medyayı birbirinden farklı sebepler için kullanıyor. Ama bunu daha detaylı anlatmak için başlı başına bir makale gerekli). Araştırmalar, sosyal medyayı bırakan insanların yoksunluk semptomu yaşadığını da doğruluyor. Swansea Üniversitesi’nde birkaç yıl önce yapılmış olan bir araştırma, internet kullanımını (yalnızca sosyal medya değil) bırakan insanların yoksunluk etkisinin tüm psikolojik semptomlarını yaşadığını keşfetti. Yakın zamanda yapılan takip araştırması ise internet kullanımını bırakan insanların küçük ama kayda değer fizyolojik değişimlere de maruz kaldığını keşfetti. Araştırmacılardan Phil Reed, “Uzun zamandır dijital cihazlara aşırı bağımlı olan insanların onları kullanmayı bıraktığında endişe problemleri geliştirdiklerini biliyorduk, ancak şimdi bu fizyolojik etkilerin gerçekten vücut işlevlerinde değişime sebep olduğunu da görebiliyoruz” dedi. Bunun sosyal medya için de geçerli olup olmadığı henüz belli olmasa da, bazı sonuçlar olabileceğini gösteriyor.

Mutluluktan çok üzüntüye sebep oluyor

Ne kadar sosyal medya kullanırsak, bir o kadar mutsuzlaşıyoruz. Birkaç yıl önce yapılan bir araştırma Facebook’un, hayattan aldığımız tatmini ve ânın getirdiği mutluluğu azalttığını fark etmişti. Gün içinde Facebook kullanımı ne kadar artarsa, bu iki değişken de bir o kadar düşüş yaşıyordu. Araştırmacılar bunun, Facebook’un diğer tek başına yapılan faaliyetlerden farklı bir sosyal dışlanma algısına sebep olmasıyla ilgisi olabileceğini düşünüyor. Dediklerine göre, “Facebook, insanların anında iletişim kurmasını sağladığı için çok değerli bir kaynak gibi görünüyor. Ancak bulgular şunu gösteriyor ki Facebook, başka 'çevrim dışı' sosyal iletişim ağlarının yapabildiği gibi mutluluğu arttırmıyor. Hatta tam tersine, gençlerin mutluluğuna zarar bile verebiliyor.” Başka bir araştırma ise, sosyal medya kullanımının daha yoğun bir sosyal dışlanma hissine sebep olduğunu keşfetti. Uzmanlar, içlerinde Facebook, Twitter, Google+, YouTube, LinkedIn, Instagram, Pinterest, Tumblr, Vine, Snapchat ve Reddit’in bulunduğu on bir tane sosyal medya sitesinin ne sıklıkla kullanıldığını takip edip bunu “hissedilen sosyal izolasyon” ile karşılaştırdı. Tahmin edebileceğiniz gibi ortaya çıkan şu oldu ki, insanlar bu web sitelerinde ne kadar çok zaman geçiriyorsa, kendilerini sosyal olarak bir o kadar daha yalnız hissediyordu. Ve kendimizi sosyal olarak yalnız hissetmek hem ruhsal hem de fiziksel olarak başımıza gelebilecek en kötü şeylerden biri.

Kendi hayatımızı başkalarınınkiyle karşılaştırmak ruhsal olarak sağlıksız

Facebook’un insanları sosyal olarak yalnız hissettirmesinin (aslında öyle olmasa bile) bir sebebi, karşılaştırma etkeni. Sosyal medya hesaplarımızın ana sayfasında gezdikçe, kendimizi başkalarıyla karşılaştırıp onlarla ne kadar boy ölçüşebileceğimizi düşünmek gibi bir hata yapıyoruz. Bir araştırma, başkalarının paylaşımlarıyla nasıl “yukarı” veya “aşağı” yönde karşılaştırmalar yaptığımızı, yani kendimizi arkadaşlarımızdan nasıl daha iyi ya da daha kötü durumda hissettiğimizi inceledi. Bu karşılaştırmalardan ikisinin de insanları daha kötü hissettirdiği ortaya çıktı. Bu şaşırtıcı bir sonuç, çünkü gerçek hayatta yalnızca “yukarı” yönde karşılaştırmalar, yani başka birinin hayatının kendininkinden daha iyi olduğunu düşünmek insanları kötü hissettiriyor. Ama sosyal medya dünyasında, herhangi bir karşılaştırma beraberinde depresif belirtiler getiriyor gibi görünüyor.

Kıskançlık kısır döngüsüne sebep olabiliyor

Sosyal medyanın karşılaştırma etkeninin kıskançlığa sebep olduğu ortada; ne de olsa çoğu kişi başka insanların tropik ülkelerdeki tatillerini veya uslu çocuklarını görmenin onu kıskandırdığını kabul eder. Araştırmalar da kesinlikle sosyal medya kullanımının kıskançlığı tetiklediğini gösteriyor. Facebook kullanımının beraberinde getirdiği kıskançlığı ve başka olumsuz duyguları inceleyen bazı araştırmacılar şöyle diyor: “Facebook’ta yaşanan kıskançlık vakalarının sayısının büyüklüğü bile hayret verici, Facebook’un kıskançlık platformu haline gelmekte olduğu fikrini destekliyor.” Bunun bir kısır döngü haline gelebileceğini de ekliyor araştırmacılar: Bir başkasını kıskanmak, insanın kendi hayatını daha güzel göstermek istemesine ve başkalarını imrendirecek paylaşımlarda bulunmasına sebep olabilir. Sonunda bu, üstün olma isteğinden ve kıskançlıktan oluşan sonsuz bir döngü haline gelir. Bir başka araştırma ise Facebook kullanımında kıskançlık ve depresyon arasındaki bağlantıyı inceleyip, kıskançlığın Facebook-depresyon zincirine vasıta olduğunu keşfetti. Yani eğer kıskançlık kontrol edilebilirse, Facebook aslında o kadar da bunaltıcı olmuyor. Bu da demek ki, depresyon-Facebook bağlantısının asıl sorumlusu kıskançlık olabilir.

Bize yardımcı olacağı yanılgısına kaptırıyoruz kendimizi

Sosyal medyanın sağlıksız döngüsünün bir kısmı da, bizi pek iyi hissettirmediği halde onu kullanmaya devam ediyor olmamız. Bu büyük ihtimalle bir öngörü hatasından kaynaklanıyor: Tıpkı uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi, bir doz daha almanın bizi daha iyi hissettireceğini düşünüyoruz ama aslında daha kötü hissettiriyor. Bu da, vücudumuzun vereceği tepkiyi tahmin etme becerimizdeki hatalardan kaynaklanıyor. Bir araştırma, insanların Facebook kullandıktan sonra nasıl hissettiğini ve siteye girmeden önce nasıl hissedeceklerini düşündüklerini karşılaştırdı. Tıpkı öteki araştırmaların da desteklediği gibi, hemen hemen her katılımcı Facebook kullandıktan sonra kendini başka faaliyetlerle meşgul olan insanların hissettiğinden daha kötü hissetti. Ancak takip için yapılan bir araştırma, insanların Facebook kullandıktan sonra kendilerini daha kötü değil, daha iyi hissedeceklerini düşündüğünü ortaya çıkardı. Tıpkı başka bağımlılık türlerindeki kalıplarda olduğu gibi, gerçek tabii ki böyle olmuyordu.

Sosyal medyada daha çok arkadaşınız olması daha sosyal olduğunuz anlamına gelmiyor

Birkaç yıl önce yapılan bir araştırma, sosyal medyada daha çok arkadaşa sahip olmanın daha iyi bir sosyal hayatın göstergesi olmadığını keşfetmişti. Görünen o ki, bir insan beyninin idare edebileceği arkadaş sayısı sınırlı ve bu arkadaşlıkları devam ettirebilmek için gerçek sosyal etkileşim gerekiyor (sanal değil). Yani Facebook’ta olduğunuz için sosyalleşiyormuş gibi hissetmeniz aslında bir işe yaramıyor. Yalnızlık pek çok fiziksel ve ruhsal sağlık problemine sebep olduğu için (erken ölüm gibi), gerçek sosyal destek alabilmek çok önemli. Sanal arkadaşlarla geçirilen zaman, gerçek arkadaşlarla geçirilen zamanın iyileştirici etkisine sahip değil.

***

Tüm bunlar, sosyal medyanın hiçbir faydası olmadığı anlamına gelmiyor. Sosyal medyanın uzun mesafelere rağmen birbirimizle iletişim kurmamızı kolaylaştırdığı ve yıllar önce izini kaybettiğimiz insanları bulmamıza yardımcı olduğu kuşkusuz. Ama yalnızca biraz zaman öldürmeniz gerektiğinde, ya da daha da kötüsü, biraz daha mutlu hissetmek istediğinizde sosyal medyaya girmek, büyük ihtimalle kötü bir fikir. Ve araştırmalar, Facebook’a ara vermenin psikolojik sağlığa katkıda bulunduğunu gösteriyor. Eğer kendinizi cesur hissediyorsanız, ufak bir mola vermeyi deneyin ve nasıl hissettiğinize bakın. Ve eğer “kullanmaya” devam edecekseniz, en azından ölçülü olun.

Çeviren: Zeynep Kazmaz

(Forbes.com)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR