Türkiye’de mizah denildiğinde ekran önündeki sözde beğenilen birkaç oyuncuyla sınırlı tutulması da mizahın yeşermesini engellemektedir. Kişisel olarak mizahın ayaklar altına alındığı, sadece küfür ve erotizm ağırlık konuşmalar yapıldığını düşünmek tam anlamıyla bir utanç kaynağıdır...
Türkiye’nin en karanlık ve darbe dönemlerinde bile mizah bu kadar belden aşağıya düşmemişti. Siyasi ve ünlüleri taklit eden, insanı güldüren şakalar yapılırdı. Metin Akpınar-Zeki Alasya ikilisi, Ali Poyrazoğlu, Müjdat Gezen, Levent Kırca-Oya Başar ikilisi, Perran Kutman, Nejat Uygur, Adile Naşit gibi isimleri unutabilir miyiz?
Mizah denildiğinde olabildiğince küfürden uzak, günlük konuları işleyen, seyirciyi güldüren ama oyun bittiğinde de aklınızda epeyce söz ve taklit kalan gerçek bir mizah vardı. Günümüzde ise siyasi yasaklamalar nedeniyle yeterince mizah yapılamıyor. Bu, tamam diyelim. Ancak, karşımızda mizah adı altında yapılan film ve dizilerde o kadar ucuz ve absürt espriler var ki insan bunlara şaşırıyor doğrusu. Anadolu’nun Nasreddin Hoca geleneğinden gelen, Bekri Mustafa ve Neyzen Tevfik ile bir dönem zirveye çıkan mizah duygusu şimdilerde yerlerde sürünüyor.
Her şeyi yapmaya meraklı Bay Cem (Yılmaz) yine senaryosunu kendisinin yazdığı "Erşan Kuneri" adlı bir dizi yayınladı. Bay Cem’in (Yılmaz) daha önce oynadığı filmlerde (Gora ve Arif V 216) kısa bir rolü olan Erşen Kuneri bu kez dizinin tamamında başrol oynuyor.
Söz konusu karakter erotik bir yapımcı olan Erşan Kuneri üzerinden kurgulanmış. Dizide sigara dumanının oyuncuları sis bulutuna saklayacak (!) kadar fazla olduğunu söyleyelim. İçki derseniz her sanatçı için, sanki içki vazgeçilmez bir içecek gibi yansıtılmış. Hadi bunlara pek bir şey demeyelim ama ya o kötü esprilere ne diyeceğiz? Dizinin daha ilk bölümlerinde bir ruh çağırma seansı var ki inanın ilkokul çocukları bile buna gülmez. Bu kadar bayağı ve bu kadar ucuz olması inanılır gibi değil! İnsanlar böyle saçmalıkların mizah diye karşımıza getirilmesine ne diyor bilemem ama ben kişisel olarak utanıyorum!
Çekilecek filmin adı “Kuru Murat” olması komediyi başka bir amaca yönlendiriyor aslında. Yani Erşan Kuneri özgün değil ve tamamen erotizmden yararlanılan, hiçbir ailenin topluca izleyemeyeceği kadar bol küfür içeren, komiklik adı altında saçma sapan el kol hareketleri yapılan sıradanlığın en altında bir dizi olmuş.
Oyunculara gelince, Zafer Algöz sanki Bay Cem’in (Yılmaz) maaşlı oyuncusu gibi her filmde oynuyor. Her filmde kılıktan kılığa giriyor, üstelik iyi de bir oyuncu olmasına karşın bu kadar basit dizilerde oynamasına akıl sır erdirmek olası değil.
Ezgi Mola’nın oyunculuğu ise, rahmetli Kemal Sunal’ın ünlü gülüşünün kötü bir kopyası âdeta. Kemal Sunal gülerdi ama o gülüşünün bir anlamı vardı. Bu kızcağız kocaman ağzını yayarak, iri dişlerini göstererek, gözlerini de iyice açarak rol yaptığını sanıyor. Mübarek kadın oyuncu olmak istiyorsan öncelikle şu klasik kitabı okumalısın: Konstantin Stanislavski’nin Bir Karakter Yaratmak. Bu kitapta karakterlerin sahnede nasıl konuşacakları, bedenlerini nasıl kullanacaklarına dair birçok uygulama örneği vardır. Ezgi Mola, keşke liseden sonra bir konservatuara girseydi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk dersleri almış. İyi de aldığı bu dersleri sahnede uygulamaya koyduğunu söyleyemeyiz.
Bay Cem (Yılmaz) çizerlik ile başlayan sanat yaşamını, sahne şovlarıyla öne çıkardı. Bugüne kadar yaptığı filmlerin hepsi gişe filmi diye tabir edilen, ticari yönü düşünülen günlük tüketim amaçlıdır. Yani bu tür filmleri ya da dizileri izlersiniz ama sizi etkileyen ne bir sahne ne de bir oyunculuk gösterisi vardır.
Mizahı seven biri olarak belden aşağıya bu kadar düşen saçmalıkları ancak zamanı bol olan izleyenlere salık veririm. Bay Cem (Yılmaz) dizi boyunca her sahnede kendisini kadrajın önünde göstermeye bayılıyor sanırım. Böyle bir ego kaç kişide vardır?
Can Yılmaz ise kardeşinin kotasından kadrolu bir oyuncu. İnsan Can Yılmaz’ı izlerken mizahtan nefret edeceği geliyor. Yüzünü ve bedenini bu kadar kötü kullanan kaç oyuncu vardır? Can Yılmaz’ın tek iyi yönü şudur: kötü bir oyuncu nasıl olura iyi bir örnektir sadece. Hepsi bu kadar.
Bay Cem (Yılmaz) yaşamı boyunca maaşlı bir iş yerinde çalışmadı. Sanat yaşamının ticari getirisi ile buna gerek de kalmadı. Ancak çalışma yaşamı olmayan, toplum içinde varsılların ve yoksulların özelliklerini görme/tanıma şansı olmayan biri sanat yaşamını sürdürebilmek için iki temel konuya yaslanacaktır. Bunlardan birincisi ve en çok ses getiren cinselliktir. Filmlerinde ve sahne şovlarında, dizilerinde erotizm ile mizahı yakaladığını sanmaktadır. İkincisi ise, Türkçeyi (tıpkı Yılmaz Erdoğan gibi) devrik tümceler, bol küfür kullanarak yine mizah yaptığını sanmaktadır. Leman Dergisi’ndeki çalışma yaşamı (?) ona yeterli gelmiştir demek ki…
Yazımızın başına dönelim artık. Türkiye’de son yıllarda Bay Cem (Yılmaz) ve Yılmaz Erdoğan’ın başını çektiği (!) mizah oyunculuğu sınıfta kalmıştır.
Türkiye’de mizah denildiğinde ekran önündeki sözde beğenilen birkaç oyuncuyla sınırlı tutulması da mizahın yeşermesini engellemektedir. Kişisel olarak mizahın ayaklar altına alındığı, sadece küfür ve erotizm ağırlık konuşmalar yapıldığını düşünmek tam anlamıyla bir utanç kaynağıdır...






